Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Merhabalar,

Parmaklar özlemiş buralarda olmayı; buralar bizim nal şıkırtılarımızı özlemiş belli.

Neler mi oldu, neler neler…

Turkuaz atlının bir bebeği oldu, ailece Cidde’ye yerleştiler; hatta yeşil atlı da yavrusu ve sevdiceğini alıp onun yanına gitti dün itibariyle, hem ibadet, hem iş, hem dostluk… seyahatin böylesine ne denir, wunderbar.

Peki burada kalan Atlılar?

Yüksek lisanslı atlımız kulvarını buldu koşuyor da ya ben? Çayır/çimen koşuyorum, gerçek/rüya koşuyorum… Elimde bi diploma var evet, bir de tasdikname. Evlilik sandalı devrildi, aile filikasına binildi, bekarlık adasına geri döndüm…

Söylenecek çok şey var ve susacak çok şey. Başlıyoruz.

ilginçlikler

insan hayatı yanar döner, neyin yandırıp neyin döndüreceği de öngörülemiyor. bazı olayları milat ilan ediyoruz, fakat o milattan çok önce başlamıştır yeni takvimimiz. bazen de başladık sanıyoruz yeni döneme, gene eskinin güherçilesine dolanıyoruz (güherçile ne güzel, Poe’nun bir hikayesinin çevirisinde geçiyordu bu kelime).

yollardagezer.wordpress.com adresi ölmüş. onu yeniden diriltir miyim, elektroşok uygular mıyım bilmiyorum. belki de bu adı da bir cami avlusuna bırakmalıyım. bilemiyorum, bilemiyorum. başka limanlarda fink attığımı zannederken aslında küçük bir pisinde hapis miyim, bilemiyorum (pisin de bulmacalardan yadigar).

bu sıradan bir wordpress hatası da olabilir, yazı anlayışımı kökten değiştirecek bir devrim de olabilir… bak işte yine başladım: her şey birer işaretmiş gibi inanmaktan, davranmaktan ne zaman vazgeçeceğim?

buraya yazacak bir şey bulamıyorum

Yeşim okula başladı, dergiye girdi, ben evlendim, okula başladım, Hacer okula başladı, Şule evli ve Ankaralı günlerini sürdü, tek bi farkla, bedeni inceldi, ben aksine kilo aldım, sonra  Hacer 1.sınıfı 1.likle bitirdi, ben 3.lüğe razı geldim, Şule apansız bir şekilde apandisitini patlattı, Yeşim nişanlandı, biz Latince öğrenmeye başladık Hacerle, sonra Yeşim evlendi.

özet.

Evlilik Sandalına Bineriken

“…yaramazlık yok binmeden evlilik sandalına…”

Fettah Can

Yığmam kapının önüne şiir molozlarını, dökmem kamyonlarca gül yaprağı,

Eşelemem yüreciğini, deşmem sandıkları, örttük üstüne toprağı.

Şimdi yeşerteceğiz bir küçük çam fidanı, tam pencerenin önünde olacak yatağı.

İnce dallar büyüyecek, yazın kuşların sarayı, kışın kapanacak kardan kapağı.

Madem gülümsetiyor ikinizi, biz de gülümseriz, hem daha başından belli hoş bir film olacağı…

S ü m e y y e

Yine Bir ŞuleDoğumgünü Daha

söylenecek her şeyi turkuaz bir kesenin içine koydum, ucu düğümlü, açamıyorum, yüzükler doldurmuşum üzerine tıkabasa, yolları makas kenarıyla kıvırıp rafyalaştırmışım, kıvrım kıvrım, dolanıyorum, içinden birkaç kelime çıkarayım diyorum, uzatsan kulağını, dekoderini fısıltı ayarına getirsen, ı ıh, o kadar sessiz konuşamıyorum, seni seviyorum Şule, mahşere yaklaştığımız şu son günlerde bu dünyada olamadıysa da diğerinde, hani ev almıyorum da komşu alıyorum senin gibi. atlar için ahır şart.

öpmeye bahane

başkası yazsa şiir dersiniz

dünden razıyım kapının önüne koyulacaksam da koyulayım

düpedüz ve güpegündüz alyuvarlarıma varana soyulayım

gönüllü ve çok güllü Yasinler var kütüphanede hemen okuyayım

önemli olan ruh güzelliğim ben ruhumdan seccadeler dokuyayım

bu hislerle nereye kadar bu izleri görür müyüz ultrasonda

içimde bir şeyler büyüyor-muş- gören sanır anakonda

siz sevmezsiniz ama çok acıklı bir şarkı çalıyor fonda

ben eve geçmişim de ne çok bavulum kalmış peronda

doktorum kafiyeyi boz diye bağırıyor bas bas telefonda

basıyorum mayına asıyorum umudu yatıyorum baybay.

öptüm.