Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Yalnız Bizi İlgilendiren Mühim Şeyler

Sayısalcı değilim. Bu  durum matematiği ve sayıları bilmememin bahanesi olamaz elbette, peki ya mantık, o da girsin içine, matematiği de, sayıları da el yordamıyla gördüm, biliyorum, insanoğlu sonradan öğrenemiyor böyle şeyleri, ne varsa 6-12 yaş arasında var, mantık ise üniversitenin bana hediyesi. İnsan lise okumayınca ne çok bahanesi oluyor, üçüncü üniversitesini okurken bile o eksikliği hissediyor işte…

Ne diyordum, sayısalcı değilim, sayıları bir ruha bürümeden algılayamıyorum, sayıların ben bürüsem de bürümesem de bir ruhları vardır illa ki, vardır da ben vakıf değilim o ruhaniyete, bu yüzden olmadığını varsayarak giydiriyorum üstlerine hatıralardan hırkalar, entariler…

Ne diyordum, ruhlu sayılar… Bu yazıyı yazma sebebim bir sayılar birliği, 17 ve 11: bizde, yani atlılarda bu Şule’nin doğumgününe denk. Kendisi şu sıralarda sitiy of Losencılısta. Bu da şey gibi, The Angles değil de Los Angelos olması Tunceli’nin Dersim olması gibi sanki, fakat amerikanlar halkların kardeşliğini çok sevdiklerinden ispanyollara kıyak geçmişler gibi gibi gibi… biz onlar kadar sevebilemeziz halkları ve kardeşliği… Konu bu değil, konu Şule.

Onun ömrü otogar büfesinin önünde bulunmuş, otogarda bulunmasının hediyesi olarak adına gurbet demişler.  1900 efsanesi filmindeki gibi, 1900’ün hayatı gemide geçiyordu, Şule’nin ömrüyse gurbette ve onu gurbetlere götüren başka başka yollarda. Çöllerden kutuplara geniş bir yelpazesi vardı, gurbetin en uç sınırlarını yatay ve dikey olarak yaşıyordu, bir uzay kalmıştı fethedilecek, o da nasip… Şunu bilsin ki onu kayalıkların arasından dümdüz yükselen Ankarasındayken de, kızgın kumların ortasındaki Ciddesindeyken de, ağaçlı, festivalli, göllü, şelaleli Kanadasındayken de özleyen birileri var burada, özkardeş, gibi değil, bizzat özkardeş olarak. Yanında olamamak, derdini yalnızca teknoloji vasıtasıyla dinleyebilmek, anlatabilmek o kadar zor ki. Şu durumda kahrolsun gurbetin dipnotu varolsun teknoloji oluyor…

Kırgınlıklarım buradan oraya yol olabilecekken neden olmuyor, neden yolları başka kırgınlıklar kesiyor hiç anlamadım, anlayamayacağım. Anladığım bildiğim şu var ki bu dünyaya ayrı kalmaya gelmişiz ve sistem tıkır tıkır işliyor. Bir gün bu sistem bozulur elbet, bozulduğunda bir sofrada buluşuruz hep birlikte inşallah…

Doğumgünün kutlu olsun Şule. Ne çok şey öğretiyor, ne çok şey hatırlatıyorsun bilsen…

 

 

 

 

 

Reklamlar

Merhabalar,

Parmaklar özlemiş buralarda olmayı; buralar bizim nal şıkırtılarımızı özlemiş belli.

Neler mi oldu, neler neler…

Turkuaz atlının bir bebeği oldu, ailece Cidde’ye yerleştiler; hatta yeşil atlı da yavrusu ve sevdiceğini alıp onun yanına gitti dün itibariyle, hem ibadet, hem iş, hem dostluk… seyahatin böylesine ne denir, wunderbar.

Peki burada kalan Atlılar?

Yüksek lisanslı atlımız kulvarını buldu koşuyor da ya ben? Çayır/çimen koşuyorum, gerçek/rüya koşuyorum… Elimde bi diploma var evet, bir de tasdikname. Evlilik sandalı devrildi, aile filikasına binildi, bekarlık adasına geri döndüm…

Söylenecek çok şey var ve susacak çok şey. Başlıyoruz.

ilginçlikler

insan hayatı yanar döner, neyin yandırıp neyin döndüreceği de öngörülemiyor. bazı olayları milat ilan ediyoruz, fakat o milattan çok önce başlamıştır yeni takvimimiz. bazen de başladık sanıyoruz yeni döneme, gene eskinin güherçilesine dolanıyoruz (güherçile ne güzel, Poe’nun bir hikayesinin çevirisinde geçiyordu bu kelime).

yollardagezer.wordpress.com adresi ölmüş. onu yeniden diriltir miyim, elektroşok uygular mıyım bilmiyorum. belki de bu adı da bir cami avlusuna bırakmalıyım. bilemiyorum, bilemiyorum. başka limanlarda fink attığımı zannederken aslında küçük bir pisinde hapis miyim, bilemiyorum (pisin de bulmacalardan yadigar).

bu sıradan bir wordpress hatası da olabilir, yazı anlayışımı kökten değiştirecek bir devrim de olabilir… bak işte yine başladım: her şey birer işaretmiş gibi inanmaktan, davranmaktan ne zaman vazgeçeceğim?

buraya yazacak bir şey bulamıyorum

Yeşim okula başladı, dergiye girdi, ben evlendim, okula başladım, Hacer okula başladı, Şule evli ve Ankaralı günlerini sürdü, tek bi farkla, bedeni inceldi, ben aksine kilo aldım, sonra  Hacer 1.sınıfı 1.likle bitirdi, ben 3.lüğe razı geldim, Şule apansız bir şekilde apandisitini patlattı, Yeşim nişanlandı, biz Latince öğrenmeye başladık Hacerle, sonra Yeşim evlendi.

özet.

Evlilik Sandalına Bineriken

“…yaramazlık yok binmeden evlilik sandalına…”

Fettah Can

Yığmam kapının önüne şiir molozlarını, dökmem kamyonlarca gül yaprağı,

Eşelemem yüreciğini, deşmem sandıkları, örttük üstüne toprağı.

Şimdi yeşerteceğiz bir küçük çam fidanı, tam pencerenin önünde olacak yatağı.

İnce dallar büyüyecek, yazın kuşların sarayı, kışın kapanacak kardan kapağı.

Madem gülümsetiyor ikinizi, biz de gülümseriz, hem daha başından belli hoş bir film olacağı…

S ü m e y y e

Yine Bir ŞuleDoğumgünü Daha

söylenecek her şeyi turkuaz bir kesenin içine koydum, ucu düğümlü, açamıyorum, yüzükler doldurmuşum üzerine tıkabasa, yolları makas kenarıyla kıvırıp rafyalaştırmışım, kıvrım kıvrım, dolanıyorum, içinden birkaç kelime çıkarayım diyorum, uzatsan kulağını, dekoderini fısıltı ayarına getirsen, ı ıh, o kadar sessiz konuşamıyorum, seni seviyorum Şule, mahşere yaklaştığımız şu son günlerde bu dünyada olamadıysa da diğerinde, hani ev almıyorum da komşu alıyorum senin gibi. atlar için ahır şart.