Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

iyi ki, oh, iyi ki

 iyi ki doğmalar var, iyi ki doğup da karşıma çıkmalar var, iyi ki böyle iyi insanlar var diye yazmaya başladığımda bir şiir geldi aklıma ve o şiirin penyelere inanan şairi. böyle bir günde yazmış olması muhtemeldir, yoksa aynı şiirin içinde hem john wayne, hem reno toros zikredilebilir miydi? john wayne’in atı vardı, mesela benim bugün bahsedeceğim şahsın da bir atı var, rengi Turkuaz.

aynı şair: kayıp kardeş fikrinde kulağa hoş gelen bir şey yok mu, diye soruyor, kayıp kardeşimi bulduğuma şükrediyorum ben de. canım kardeşim, iyi ki buralardasın ve iyi ki kardeşimsin.

Şuleciğim,

Doğum Günün Kutlu Olsun, seni doğuran anneyi Allah cennetine koysun.

mükemmel fırça darbeleri, olağanüstü kompozisyon, gerçek bir sanat!

santa fe

Bukalemun meselesi.

Sürüm sürüm sürünmek nicedir…Sürüm sürüm sürünesin diye beddua mı ediyor gerim gerim gerilenler. Beddualar tutmaz Allah murad etmeden, zaten yaprak bile kıpırdamıyor- biz bunu böyle biliyoruz. Soruyoruz bu sürüngenler ne yapıyor, gözler her iki yanda, birbirinden de bağımsız her şeyi kolaçan ediyor.

Bıktım eni konu bukalemunlardan. Her ortamın yanar döner meyvesi, gazino solistinin gelmeyeceği günü bekleyen tuvalet temizleyicisi. Bu değişimi kendisi bile kendisinden bi haber yapıyor. Bir bakıyor girdiği her ortamın, adeta en önde gelen müdavimi, bayraklısı oluyor.

Bu ne hız kardeşim. İnsan doğurduğu çocuğa adapte olamıyor her daim, sen nereden alıyorsun bu gücü. Her omuza konan kelebek…Gün be gün, ortam ortam değiştirdiğin hissiyat, fikir, düşünce. Gece yattığında ruhunun hayat kadınlığı, artık seni de sarsmıyor. İhanet ede ede (özüne) ihaneti kanıksıyorsun.  Herkesin gözü üstünde, fuşya elbiseli ev partilerinin Türkan Şoray’ı olmuşsun. Basit bir Fahriye Abla’ydın…Seni tanıyamıyorum.

Yani kavli oluyor insanların. Ahd ediyorlar Rabbine. Aradıkları sırat bir müstakim. Herkesin içinde bir endişe, Kıldan ince olan, kılıçtan keskin madem.  Ama dünyanın verecekleri dünya ile sınırlı. Biz onca şeye bunla dayandık.

Kocan olsun, kariyerin, Facebookta binlerce hayranın. Neye yarar.

Bukalemunlar ne renk ölüyorlar? Ondan haber ver

raportör’den masallar

gökten üç madde düştü:

madde 1.) sentimental aktivist ve protest atlımız bu hafta içinde yeni bir kartvizit kazanmıştır: hislek laborant. orta1′den kalma fen bilgimle kendisine birkaç kelime sıraladım: beher, erlenmeyer, lam, lamel. kendisi küçümser bir edayla: tüm hisler mercek altına yatırılır, dedi cevaben. sana müstakil bir hikaye yazmak lazım oldu laborant hazretleri, dedim. ellerim önümde, kapıya doğru geri geri ilerlerken başım da yere eğikti.

madde 2.) evet. bu cevap, hani o Poe’nun şiirindeki Kuzgun’un her sorulana: Hiçbir Zaman, demesi gibi bir otomatikliğe dönüştü sanırım. gözlemlediğim kadarıyla aylavyu’nun yanısıra içinde still olan kompozisyonlara da evet demiyor bu şahıs. onun evet’i neye ve kime, işte bunu konuyu mercek altına almalı hislek laborantımız.

madde 3.) sevdiğimizi belli etme biçimlerimiz nasıl da çeşitli. derya baykal izleyenler eski çoraplardan kalpli yastıklar yapıyorlar eşlerine  belleri ağrımasın diye pc başında çalışırlarken, oktay ustayı izleyenler zencefilli kalp pasta pişiriyorlar, evlilik programlarını izleyenlerse ” beni muradıma erken erdiren Rabbime şükürler olsun” deyip şımartışımartıveriyorlar sevdiceklerini. tv izlemeyenler mi? bir kitap, bir film, ne bileyim, bir abelard, bir  heloise buluyorlardır benzeyecek. eski bir türküde mirkelam derdi, yaşananlar nasıl olur unutulur?

saygılarımla

mahşerin dört atı

yemişimefkarınıSKL

“…sanatçının kullandığı renkler ve simgeler derdini anlatmaya yetmiştir. yaşadığı dönemde anlaşılmaması onu mutsuz etmemiş, bilhassa, onu geç anlayan insanların yüzlerindeki pişmanlığı görmemek için kıymetinin öldükten sonra bilinmesi adına adaklar adamıştır…”

Ödediğin hesabın içime oturmasıdır bütün mesele

Adamım başka da sebep arama

Seni ilanı aşk için çağırdığımı da sanma

Aynı yerde aynı saatte bekleyeceğim seni

Beni tanıyorsun yakam boş geleceğim sana

Aslında biraz daha zorlasam kendimi

Hayır deyişinin içime oturmuşluğunu da konuşup

İlanı aşk hevesine de kapılabilirdim

Ama fakat ve lakın bütün bağlaçlar bizim için

Henüz karar veremedim

Bu zevki sana tattırmaya değer misin?

Benden bir Züleyha çıkmaz sen de Yusuf değilsin
Ama fakat ve lakin bütün bağlaçlar bizim için

Yaklaşmak kalbine senin

Uzaklaşman benim ruhuma senin

Bak sana adamım diyorum

Gelirsen sevinir miyim?

Gelmezsen üzülür müyüm?

Söz konusu sen olduğunda ben hep araftayım

Ama her halükarda sana bir çay ısmarlamalıyım

not: yazıda geçen karakterler tamamen hayal ürünü olup gerçek hayatla ilgisi, ilişiği olmayan kişiler midir?

chocolate_keyboard

Düşündüm… sardunyalardan mütevellit, üzüm yaprağı perdeli güzel bir balkon, balkonda bir masa. Masada 4 kenar. Her bir kenara bir atlı. Çayın buhuru, kaşar peyniri, simit. Düşler kanatlı…Hayaller gerçekleşemeyince anlamlı madem, öyle pencere önü hanımelisi gibi güzel rayihalar bırakmak lakin bir mevsimlikmiş senle aşkımız kısalığında bir saltanat. Bir hanımeli olsam saksıda, başka bir hanımelinin yanına dikilmek isterdim. Kişi sevdiği ile beraber ise, tüm kenarları eşit bir kare masa kadar tamamlanabilmek, kaç 4 kişiye nasip olmuştur bilmek bile istemem.

Ramazan, kıl beni ey Namaz, tut beni ey Oruç, ver bana ey Zekat, gelelim sana ey Hac, Aşk ile buyrun “Eşhedü …”  5lemesinden bir lem’a ise, Bu 5′lemeye aşk ile bağlı bir 4′leme nasıl olağanüstü hal ilan edermişcesine, bir bineal, bir konser, bir sergi açılmışcasına nasıl o heyecanla koşturmaz Ramazanın er meydanına. Mümkün mü? Kumpir, limonlu gazoz, ton balığı, pide menüsü,açık büfe değil açık hava bir “dikdörtgen” masada tüm atlıları ağırlarken, o meydan bu kadar güzel bi kombinasyon karşısında ne yapacağını şaşırırdı.Ki beklenen oldu.

Tulumbacılar etrafımızda koşturdu. Atlılar gelirken 4 nala, çıkardığımız dumanı yangın sanmış ve telaşlanmışlardı. Durum düşündükleri gibi olmayınca, davulcusu cok sevindi ve tokmağını bu neşeyle vurdu da vurdu. Ardından fasıl ekibi güzel ilahileriyle geceye can verdi. Biz bu kadar ambiyansı beklemiyorduk. Ama semazenler de dönüyordu, Hacer’in basite aldığı “ekmek bulamazlarsa pasta yesinler canım” edasıyla küçümsediği mehter, Maria Antoinette’imize son kıyağını geçti ve kendisini teravih ardına tehir etti. Şallar mum ışığında seçildi. Ben turkuaz O belirsiz bir renge tav oldu. Ramazanımız neşe doldu, 30 gün -sayenizde- bu günle anlam buldu.

 

Ben bu 4′lü ile en çok cennete gitmek isterim. Hem burada hem orada olmak istiyorsa birisi birisi ile, onların bildiği sır değildir.

 

devam edecek…

Geçen gün iki büyük çikolata firmamızla görüşmelerim oldu. İkisine de mail attım, bazı eski tatlarla ilgili hasretimi dile getirdim. Bunlardan ETİ olanı beni telefonla arayarak derdime ortak oldu, uzun uzun konuştuk, dünyanın en büyük meselesiymiş gibi karşıladılar benim hamurunda da kakao bulunan ÇAY KEYFİ ürününü bulamamamı. ÜLKER ise mail yoluyla anlaştı benimle.

Şöyle yazmıştım kendilerine:

Selamlar Ülker,

Daha evvel çabuk çorba ile ilgili isteğimi anında yerine getirmiştiniz. Evet, Alaaddinin Sihirli Lambası olsa, iki dilek hakkınız kaldı diyebilirdiniz, fakat ortada cin min yok. Neyse, karakter hakkım azalmadan derdimi diyeyim:
Portakallı Albeni!
Madem devamını getirmeyecektiniz, madem piyasadan çekecektiniz, neden tattırdınız bize o nefis lezzeti? Acaba dedim bizim mahallede mi yok sadece, aradım taradım, büyük marketlere gittim: Yok! Ufak bakkallara uğradım: Yok! Nerede benim Portakallı Albenim! Peki ya Portakallı Çikolatalı Gofrete ne demeli?? Ülkerde birileri C vitaminine karşı tavır mı aldı? Nedir bu portakal düşmanlığı? Antalyası, Adanası, Rizesi, kuzeyden güneyden Portakal fışkırıyor ülkemiz, aşkolsun, vallahi aşkolsun. Gıda mühendislerinize, gurmelerinize teessüf ediyorum!
Bizi bunca üzdünüz, şimdi sıra mutlu etmekte değil mi sevgili Ülker? Rica ediyorum müdürlerinizi mi değiştirirsiniz artık, çikolata tariflerinizi mi, bilmem! Bana portakalımı geri verin. Haa, alpellanın minik portakallı kapsülleri iyi geldi, ama onlar da miniminnacık, kağıtlarını açana kadar deliriyorum, komple yutacağım paketi!
 
kestane kebap,
acele cevap niteliğinde icraat!

130532575a

Ülker’den Cevap Geldi:

Sn. AYSUN YOLLARDAGEZER,

Nazik ve sıcak ilginiz için çok teşekkür ederiz.
Eleştirinizi memnuniyetle okuduk ve Ürün Yöneticilerimizle paylaştık.
Sizlerden gelen her türlü eleştiri, yeni fikir, öneri ve projeler daha iyiye ulaşma adına bizlere ufuk açmakta ve hep birlikte geleceğe yürüme azmimize güç katmaktadır.
Sağlık ve mutluluk dileklerimizle,

ÜLKER Tüketici Danışma Merkezi

 

! Y a ş a s ı n H a l k l a İ l i ş k i l e r !

tehdidini sevdiğimin

hacerin tehdidi

Hayretle karışık hayranlıkla izliyoruz kararlılıkla bezeli duyarlılığını, herkesler taşıyabilemez zira sendeki yükü!

Amma velakin bunca ince bünyeyi de yine bir atın sırtına oturtup çöllere postalıyoruz, hararetini ancak palmiye gölgelerinde dindirir çünkü.

Cevval, protest ve biraz da itirazcı yazarız anket defterlerine senin için, bu ülke seni sıkar çoğu zaman, bu sahibi belirsiz düzen!

En yazmaz iken en yazar oluşun tehdit için yeterince malzeme veriyor sana, beslendiğin kaynak ne anlat da bilelim, bu değirmenin suyu nereden? 

R – ki en zorudur harflerin, rahatsız, rızasız, rüzgarsız bir cümle olmadan tamamlanamayacak mı bu destan,

Macera arıyorsun aslında, ne olur sen de diğerleri gibi evinde otursan,

Ezip püre etsen derdini, köftenin ortasına oturtup fırınlasan,

Rondo – ah ne büyük icat- mikser, blendır, hepsi senin emrine amade,

Yazı yazmak, kitap okumak, düşünmek mi, ah bunlar ne demode!

Edebiyat dediğin en klişesinden yapışmış adamgörünümlülerin eline!

Meryemim, neyin eksik, bırakma kalemini de, kaleni de, atını da, haydi marş marş, yerine!

 

not: sentimentalgörl, atını da alıp gidemezsin öyle! bir de; tokadına kurban :)

Eski Gönderiler »